25 Aralık 2011 Pazar

Kaizen Felsefesi

İşletmelerde ufak ufak ama sürekli gelişimi ve iyileştirmeleri ilke olarak edinen Kaizen bir Japon felsefesi olup, Japonlar tarafından yaşamlarının her alanında uygulanmaktadır. Batı ülkelerinde Kaizen’in önemi ancak rekabetin yoğun bir şekilde arttığı (ufacık bir ekonomik, teknik vs. gelişimin bile bir işletmeyi diğer işletmelerin çok önüne taşıdığı) yakın dönemde anlaşılmıştır. Kaizen’i tam olarak anlayabilmek için ancak Japonların gözünden bakmak ve onların yaşam mantalitesiyle olaylara bakmak gerekir çünkü Kaizen Japonya da hayatın her alanındadır.

Kaizen’i dar anlamda tanımlamak gerekirse mevcut sistemdeki veya durumdaki aksaklıkların saptanarak düzeltilmesi, mevcut durumu kökten değiştirmek yerine (yani yeni bir yatırıma gitmek yerine) eldeki sistemin ne şekilde iyileştirilebilineceğinin araştırılarak ufak ufak adımlarla sistemde düzeltmelerin iyileştirmelerin yapılmasıdır. Kaizen’e göre mevcut sistemde her zaman geliştirilecek ve iyileştirilebilecek durumlar muhakkak vardır. Kaizen’in yeni bir yatırımdan ayıran en büyük fark çok fazla kaynak gerektirmemesidir. Fakat yeni yapılan bir yatırımda istenilen sonuca ulaşmak kısa zamanda mümkün olabilirken, Kaizen de istenilen sonuca ulaşmak biraz zaman alabilir.
Bu açıdan Kaizen’i uygulayacak yöneticilerin sonuç odaklı değil süreç odaklı yöneticiler olması gerekir aksi durumda gerekli sabrı gösteremeyecekler ve Kaizen’in sonuçlarını göremeden uygulamaları başarısızlığa sürükleyeceklerdir. Kaizen bir kişinin başarabileceği bir sistem değildir. Kaizen’in uygulanmasında başarıya ulaşabilmek için hem yöneticiler hem de iş görenlerin el birliği ile çalışmaları yürütmesi ve birbirlerine destek olması gerekir. Kaizen’in asıl uygulayıcıları iş görenler olmakla birlikte başarıya ulaşabilmesinin en önemli öğesi yöneticilerdir. Çünkü yöneticiler çalışanları Kaizen konusunda bilgilendirmeli, onları çalışmaların sonucuna inandırmalı, hedefe yöneltmeli ve sabırla çalışmaların sonucunu beklemelidir.

Çalışmaların sonucunu işçilerle paylaşmalı onlara neler başardıklarını göstermeli ve başarılarını ödüllendirerek teşvik etmelidir. İş görenler ise Kaizen’i yaşamlarının bir parçası olarak görmeli onu hayatlarının her alanında uygulamayı ilke edinmeli çabalarını esirgememelidirler. Örneğin yere düşen bir vidayı iş görenin üşenmeden yerden alması hem o vidanın kaybolmasını önleyecek yani maliyeti azaltacak hem de temizlik işçisinin harcadığı zamanı kısaltarak iş gücü kaybını önleyecektir. Tabi ki bu çok basit bir örnek olmakla beraber burada anlatılmak istenen tek bir vidanın durumu değil bir fabrikadaki tüm çalışma süresince onlarca işçi tarafından yaratılabilecek bir durumdur. Kaizen’in en büyük özelliklerinden biriside her birey tarafından ve her işletme tarafından uygulanabilir olmasıdır. Örneğin yeni bir yatırım gerçekten her işletmenin yapabileceği bir durum değildir; çünkü yeni bir yatırım genellikle yüklü maliyetleri de beraberinde getirir, buna da her işletmenin bütçesi genellikle yetmemektedir.

Kaizen de ise çok fazla kaynağa gerek yoktur her işletme tarafından az önce örneklediğimiz ufacık bir işte bile gerçekleştirilebilir. Tabi ki burada işletmelerin en çok düşündükleri soru şu olmaktadır: Kaizen’ile uğraşarak zaman harcayıp ufak ama sürekli gelişimler mi sağlayayım, yoksa büyük paralar harcayıp kısa zamanda büyük paralar mı kazanayım. Buradaki yanıt kesinlikle Kaizen olmalıdır, çünkü marjinal faydaya bakıldığında Kaizen’in daha fazla getiri sağladığı görülecektir. Teknolojinin her geçen gün büyük bir hızla ilerlediği ve değiştiği günümüzde yapılan her yeni yatırım kısa bir süre sonra eski ve de teknolojik duruma düşecektir. Sürekli yeni yatırım düşüncesinde olan işletmeler ise bu durumda sürekli mevcut sistemi yenisi ile değiştirmek durumunda kalacaktır. Özellikle günümüz piyasalarının bu sert ve çetin rekabet koşullarında hiç bir işletme elindeki kaynakları bu kadar rahat kullanamamaktadır.

Eğer bu işletmeler bir de Kaizen uygulamaları hakkında bilgisiz iseler bir süre sonra yeni yatırım da yapamadıklarından piyasada zor durumlara düşmektedirler; hem ürün kaliteleriyle hem de maliyetleriyle pazarda zorlanmaktadırlar. Burada Kaizen Yönetiminin tamamen yeni yatırım yapılmasına karşı olduğu da anlaşılmamalıdır. Aslında Kaizen ve yeni yatırım iç içe bir olgudur. Yani Kaizen’in bittiği yerde yeni yatırımlar başlamalı, yeni yatırımların bittiği yerde de Kaizen uygulamaları başlamalıdır. Bunun için de yapılacak tüm uygulamaların fayda-maliyet analizlerinin iyi bir şekilde yapılması, bu analizler sonucunda da hangi uygulamanın getirisinin daha maksimum olduğu saptanmalıdır. Bu maksimum durum öyle bir noktadadır ki bu noktada biri biterken diğeri başlar.

Fakat burada her zaman öncelik Kaizen’e verilmeli sabırla onun sonuçları izlenmeli, gerekli değerlendirmeler ayrıntılı bir şekilde yapıldıktan sonra yeni yatırım kararları verilmelidir. Maalesef ülkemizde henüz büyük işletmeler bile Kaizen bilincini ve Kaizen uygulamalarını yerine getirememektedirler. Ülkemizde Kaizen’i uygulayan işletmelerin sayısı onlarla sayılacak kadar azdır. Küçük ölçekli işletmelerin ise özellikle de kısıtlı imkanlarla hareket ederken Kaizen’i uygulayamamaları gerçekten büyük bir kayıptır. Çünkü ülke olarak hammadde de, teknolojide vs. dışarıya bağımlı olmamız bu tarz uygulamaların önemini daha da arttırmaktadır.

Kaizen’in tüm işletmelerce iyi bir şekilde uygulanması hem işletme kaynaklarının etkin bir şekilde kullanılmasını, hem ürünlerin kalitesini, hem karlılığı, hem müşteri memnuniyetini, hem işçi-yönetici-işveren iletişimini ve memnuniyetini hem de ülke ekonomisini olumlu olarak etkilemektedir. Kaizen’in uygulanabilirliği ister hizmet sektöründe olsun, ister üretim sektöründe olsun isterse günlük yaşamımızda olsun bu kadar kolayken ve kazançları bu derece fazla iken toplumca yapmamız gereken Japon toplumunda olduğu gibi bu bilince varmak ve yaşamın her alanında Kaizen’i uygulayarak yaşamımıza, çalıştığımız işletmelere ve yurdumuza değer katmak olmalıdır.

21 Aralık 2011 Çarşamba

ERP uygulamanızda sorunları önlemenin 6 temel yolunu keşfedin [Analiz]

Kurumun çalışma şeklini kolaylaştırma amacıyla ortaya koyulan bir ERP projesinin, kendi başına bir sorunhaline gelmesinin önüne nasıl geçebilirsiniz? 6 temel ipucu, ERP projeninizi başarıya taşıyabilir. Raman Dhooria’nın analizi. 

 

Leonardo da Vinci’nin bir sözü vardır; En sadesi aslında en karmaşığıdır der.
ERP projelerinde müşteriler ve iş ortaklarıyla çalışarak geçirdiği son on yılın ardından, yukarıdaki sözün abartılmış olduğunu düşünmüyorum. Her şeyin basit olmasını sağladığınızda, bir ERP projesinin sorunsuz ve yapıcı olmasını sağlamış olursunuz.
Bunun ne anlama geldiğini şöyle açıklayayım. Piyasada yer etmiş bazı ağır çözümlere ilişkin uygulama başarısızlıkları, bütçe aşımları, açılan davalar ve diğer olumsuzluklar gibi birçok korku hikayesi duyduğumu hatırlıyorum. Kurumun çalışma şeklini kolaylaştırma hedefindeki ERP projesinin, zaman zaman başka bir sorun olarak ortaya çıkmasını da hayli düşündürücü bulurum.
ERP macerasının özellikle zor ve karmaşık olduğunu ortaya koyarak durumu basite indirgeyecek bir tablo çizme niyetinde değilim. Hatta bu tablo her ne kadar karmaşık görünse de Microsoft Dynamics AX 2012gibi kullanıcı dostu ERP projelerinin geliştirilmesiyle işlerin değiştiği de bir gerçek.
Ancak elinizde en iyi araçlar olsa bile, bir ERP uygulamasına başlarken aşağıdaki önemli noktalara dikkat ederek, sizden önce bu yoldan gidenlerin düştükleri hataları tekrarlamaktan kaçınabilirsiniz.
1. Projeden beklentilerinizi iyice gözden geçirdiniz mi?
Beklentileriniz gerçekçi ve zamanlama açısından doğru mu? Eğer değilse, çizim masasına geri dönün ve elde etmek istediklerinizi alt alta yazın. İşle ilgili tüm tarafların bir çözüme ulaşmak için kaygılarını ortaya koyarak tartışması, basit bir yaklaşım olarak öne çıkar.
Örneğin sorununuz yüksek stok maliyetinden mi kaynaklanıyor, yoksa tedarik zincirinin görünür olmamasıişinizi mi etkiliyor? Ödemelerinizi zamanında alabiliyor ve karlılık oranlarınızı yeşil bölgede tutabiliyor musunuz?
Bilgi Teknolojisi kesinlikle bir olanak sağlayıcıdır ve kurum için çözüm uygulama yolculuğu kurumun sorunlarından başlamalıdır.
2. Sorunlarınızı öğrendiniz, çözüm için hazır mısınız?
Bir sonraki adım doğru çözüm ve doğru iş ortağını bulmaktır. Peki ama çözüm ortağınız, sonuçlara atlamadan önce sorununuzun kaynağını keşfetmek için zaman ayırdı mı? Daha önce benzer projeler gerçekleştirmişler mi?
Bu iş aynı hastalandığınızda bir doktora gidip ağrıyan yerlerinizi göstermeniz gibi. Böyle bir durumda sorununuzu araştırmaya zamanı olmayan, hastalığınızı daha önce tedavi etmemiş olan ve doğrudan tedavi reçetesi yazmaya kalkışan bir doktora gitmek ister miydiniz?
3.  Size atanan ekip yerinde kalacak mı?
Kurumunuzun sorunlarını tek bir danışmanla paylaşmaya zaman ayırmak istemez ve bu danışmanın yerine gelen başka birinin aynı anlayışa sahip olmasını bekleyemezsiniz. Bu nedenle Projenin en başında işe başlayan ekibin proje sonuna kadar süreklilik sağladığından emin olun.
4. Projeyi daha küçük aşamalara böldünüz mü?
Proje hazırlarken aşamalarınızı mümkün olduğunca küçük tutun. Örneğin 4 veya 5 yerine 10 aşama oluşturun. Bu, proje hissedarları açısından daha iyi kontrol ve sorumluluk sağlayacaktır. Gerçekçi ve daha küçük hedefler belirleyin ve bunları başarmak için zaman yönetimi ilkesini unutmayın.
Küçük hedeflerin başarılması daha kolay olduğundan, bu durum uygulama ekiplerinde pozitif enerjioluşturacaktır. Ayrıca, bu pozitif enerjiyi yoğunlaştırmak için gerçekleştirdiğiniz her aşamayı kutlamayı ihmal etmeyin.
5. Gerekirse havuç ve çubuk yaklaşımına başvurun.
Uygulama ekibinizin dahili ve harici üyelerini aşamaları gerçekleştirmek üzere cesaretlendirmek için çubuğu elinizde tutun. Ayrıca proje ortamında motivasyon ve adanmışlık havası yaratmak için bir sürü havucu da çubuğun ucuna bağlayın. Örneğin fazla çalışma saatleri için proje ekibine prim verdiniz mi? Böyle konuları göz ardı etmeyin.
6. Özelleştirmelerin sizi yıldırmasına izin vermeyin.
ERP projesinde yapılacak herhangi bir özelleştirmenin taşıdığı riskleri tarttınız mı? Bu, müşterilerin aynı ürünün mevcut müşterileriyle görüşmesini gerektiren bir alandır. Ürünü özelleştirmeye yönelik deneyimleri nelerdir? Özelleştirilmiş yaklaşımın ve faydalarının tüm seçeneklerini değerlendirdiniz mi?
Bütün bu noktaların ötesinde, öncelikle müşterinin çözümü sevmesi gerekir. Çünkü bu çözüm, günlük etkinliklerinin bir parçası olacaktır.
Ben, geçmişten beri çoğu ERP’nin ‘kullanıcı frekansını yakalamada’ başarısız olmasından dolayı AX 2012 gibi ERP ürünlerinin kullanıcı odaklı tasarımını tercih ederim. Microsoft’un iş uygulamaları pazarına girişi son on sene içinde oyunun kurallarını değiştirdi. Daha fazla müşteriyi ERP ortamına getirdi ve daha çok müşteriyi kullanıcı dostu ERP uygulamalarıyla tanıştırdı.
Unutmayın, basitlik daima ön planda olmalıdır. Hem üründe, hem de uygulama sürecinde.
Kaynak : http://www.btnet.com.tr Web sitesi
Bu yazı Raman Dhooria tarafından Microsoft için hazırlanmıştır.

15 Aralık 2011 Perşembe

ERP Seçimi'nde Size Destek Olalım...

Kurumsallaşma yolunda olan veya işletmesinin ticari faaliyetlerini detaylı olarak takip etmek isteyen firmaların ERP (kurumsal kaynak planlama) sistemlerine geçmeleri artan rekabet gereği zorunlu bir hale gelmiştir. Ülkemizde kobi segmentinde yer alan firmaların büyük bir bölümünde bu tarz sistemlere geçiş konusunda tereddütler yaşanmaktadır. Yeni çıkacak olan Türk Ticaret Kanunu ve gittikçe önem kazanan müşteri memnuniyetini üst seviyede tutma çalışmaları yakın zamanda ERP sisteminin gerekliliğini işletmelerin önüne çıkartacaktır.

Firmamız ERP alanında yılların birikimi ve tecrübeli kadrosu ile işletmelerin kurumsal kaynak planlaması, üretim, satış, satınalma, bütçe, personel, bordro, dış ticaret, maliyet yönetimi, finans yönetimi vb. konularda ortaya çıkan ihtiyaçlarını analiz ederek tam çözümü sağlamayı misyon edinmiştir.

ERP hakkında detaylı bilgi almak isteyen firmalar 0 216 575 6070 numaralı telefon veya info@pargesoft.com mail adresinden bize ulaşabilirler...


www.pargesoft.com.tr

BUMERANG

Follow by Email